Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 37549
Aktif: 3
Bugün: 32
Dün: 74
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Edirne-1

büyümüş de küçülmüş terimi belki de edirne için en uygunu olur. tamam belki başkent özelliğini kaybedeli 500 seneyi geçse de, insan tarih kitaplarından hareketle daha fazlasını umuyor. yolculuğun en civcivli kısmı istanbul faslı. tam mesai bitiminde trafiğe yakalanıyoruz. hazır diyorum köprüdeyiz çek diyorum cüneyt bu manzarayı çek!! (pek belli olmasa da)

istanbuldan çıkınca büyükçekmece taraflarına doğru etraf bi sakinliyor bi boşluğa düşüyor gibiyiz. hakkaten de “istanbulda köy varmış” diyorum silivri taraflarında. yol ise dümdüz, tıpkı haritalarda ki trakyanın yeşil rengi gibi. 

indiğimiz de saat akşam altı suları. sıcaklık ise 37 derece nem ve sineklerle birlikte hissedilen milyonları buluyor. denizden bu kadar içeride bi yerde bu kadar nem nasıl olur diye sormadan edemiyorum kendime. trakya üniversitesinin yurdundayız bu gece ve devamında ki 2 gece. 

sabah olduğunda ise ilk hedef olmazsa olmaz selimiye. öyle muazzam bir yapı ki “vay be” demekten alıkoyamıyorum kendimi. kenti gören bi tepede kucaklarcasına 450 yıldır edirneye göz kulak oluyor. caminin içi destansı o yüzden anlatmıyorum kelimeler kifayetsiz kalıyor desek yeridir. sadece bir fotoğraf konuşuyor bizim yerimize..

işimiz bitince dışarı çıkıp kartalın eline veriyorum telefonu cüneytimle bir kez daha çeksin bizi. kırmıyor sağ olsun. (cüneyt de “dorling” akmına uyanlardan.)

güzel bir bahçe yapmış belediye. tam selimiyeye yakışır cinsten. biz bu fotoğrafı çekene kadar grup çoktan yola çıkmış. biz de yetişelim diye yarıda kesiyoruz fotoğraf faslını. 

demeye kalmadan belediye binasını görüyoruz. diyor kartal “çabuk ol önünde bi foto çekinek”. diyorum dur bi fikrim var (eureka!!) hemmen pozumuzu vererek yola kaldığımız yerden devam ediyoruz. tam telefonu cebime koyacakken yeni bir camiye geliyoruz. “ulan ne mübarek adamlarsınız cami türbe geziyonuz” demeyin hemen 2. partta kiliselerde var (okuyucu meraklansın kıhkıhkıh) -zaten yapılabilecek pek bi şey yok- burası “eski cami”ymiş. kendileri selimiyeden 150 sene kadar büyük oluyor. halk arasında yazılı cami de deniyor(muş). sebebi ise şurda:

caminin içi büyük puntolu yazı dolu. o sağda ki beyaz şey ise kartal. o kadar dedim, sanat yapıyorum dedim, sanat için soyundu işte durduk yere. içeride kabeden geldiği rivayet edilen bir de taş mevcut. maneviyat gırla tıpkı diğer tüm camilerdeki gibi. cami-cami-cami triyosu edirneyi özetler sanıyorum.

bi kaç yer daha dolaştıktan sonra yemeğe oturuyoruz. menüde tekirdağ köfte var. (edirnede tekirdağ köfte?? ne alakaysa artık). yemek yerken garson önümüze bi biber getirmişti. şöyle bi ibine ibine de gülümsemiyor değildi hani. ilk başta anlam veremedim ama biberi yedikten sonra ne yapsa yeridir. bu kuru küçük susuz kağıt gibi biber hayatımda yediğim ve eminim ki yiyeceğim en acı şeydi. olan ayranı ve suyu içmeme rağmen beni ağlatmayı başarmış, hissedilen hava sıcaklığını bir kez daha milyonlara ulaştırmıştı.

ardından rotamız avrupa. ama sahici avrupa. meriç nehrinin “batısı” yani. balkan savaşları sonucunda komşumuz yunanlar bize tazminat olarak karaağacı veriyor. mericin batısında avrupada balkanlarda ki bu toprağımız beni mutlu ediyor hakkıyla “avrupa” gördüm diyebiliyorum. gözünü sevdiğim avrupasının koyunu bile bir başka bakıyor.  ilk durağımız “lozan barış anıtı.”

(var canım benim, burdada elleri açık fotografım var) bu barış anıtında nedense bi fatiha okuyorum. maksat ölmüşlere rahmet. ordan karaağaç tren garına gidiyoruz. demir yolunun olmadığı yerde tren garı var. tabi şimdi dutluk olan yerler zamanında “piiiuuvv” 

güzel bir tarihi mekan. bu günlerde güzel sanatlar şeysi olarak kullanılıyor trakya üniversitesinin. kartalın eline verdiğimiz kameraya bu sefer kadir de dahil oluyor. çok iyi insan kendisi. muhabbeti de pek tatlı. (selam olsun).

bu günlük son durağımız yakınlarda ki avrupaya açılan güzide bir kapımız  ”pazarkule sınır kapısı” yunanlarla karayla bağlantısı olan tek kapımız olduğundan askeri birlik var. fotoğraf çekmek yasak. (ah şu sınırlar..) “e sınıra geldik e burası özel bi yer ama fotoğraf çekmek yasak” 

(sınırlar sizin kafanızda dostuum) hoşbulduk diyerek geçiyoruz tabelanın yanına. askerlerde ellerinde silah bizi gözlüyorlar. ehehehe mekanın “bug” unu bulduk. işin ilginç yanı yunan sınır kapısında yunanca hariç her türlü yazmışlar. yav muhteremler kendi dilleriyle buyur etsenize misafiri. sonra vay efendim niye turist gelmiyor. 

saat 15.30. yurda dönene kadar bi saat geçiyor. akşam olunca da bi kafile geliyor. uu makedonlar. yaz okuluna kalan bi grup buraya gelmiş. hayatımızda hiç turist gömediğimizden üşüşüyoruz başlarına vakit iyice geç oluyor. 22 gibi eğlenceler başlıyor. kartal kurcalıyor telefonu

(dikkatli bakarsanız bende varım orda :[ ) kendisi flu hatırası canlı bir fotograf. bu günün son fotografı oluyor. ardından yarın ki tempo için, enerji depolamak adına yatıyoruz..

17.07.2012

edirne-1 fotoğraf albümüne  ulaşabilirsiniz.

Önceki: Denizli
Sonraki: Edirne-2
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal