Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 37549
Aktif: 3
Bugün: 32
Dün: 74
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Nevşehir

akşam altı altı buçuk gibi kent merkezine gelmiş ve bir shuttle ile otogara ulaşmıştık. günün ikinci ana öğününü yemiş ve otogarda ne yapacağımızı kara kara düşünmeye başlamıştık.

 

 gece 1 sularından kalan bu fotoğrafta karanlıkta kafeteryada ki koltuklara yayılmıştık önderle. dışarıda yağmur başlamış, soğuyan hava daha da soğumuştu. etrafta takılmak suretiyle otogarda kalan bi avuç insanla da tanışmış ve önce güvenlik ardından da zabıtayla görüşerek “mescid” de ki yerimizi ayırtmıştık. sabah sıcacık yatağımda başlayan gün gece yerini nevşehir otogarında ki mescide bırakmıştı. 2-3 gibi de mescide geçmiş, üstümüze de battaniye niyetine bi kaç kat seccade örtmüştük. 

sabah 7.30 gibi kalktığımda mescidde bizden başka 3-4 kişi daha vardı. havanın ışıması ise beni en mutlu eden taraftı. önderle birlikte hemen toparlanıp soğuk ve yağmurlu bir nevşehir sabahına merhaba dedikten sonra önce şehre indik, ardından da “”göreme” ye giden ilk minibüse atladık. 

yol boyu çook güzel manzaraların arasından geçerek ulaştık bu küçük turistik kasabaya. dün akşamdan kalan nevalelerimiz hala yanımızdaydı. soluğu -arka sağda görmüş olduğunuz- camide aldık. hem biraz ısınmak hem de bi plan yapmak adına biraz vakit geçirdikten sonra merkezi biraz turladık. o sırada çok şirin, özünden hiç bir şey kaybetmemiş bi köy kahvesi çarptı gözümüze. selam verip kapıdan girer girmez kahveci amca elimizde ki poşeti işaret ederek "burada mi yiyeceksiniz gençler" demesiyle masaya gasteleri sermesi bir oldu.

bi yandan eski gasteleri okurken bi yandan da çayımızı yudumluyorduk. laf arasında kahvedeki dayılara laf atarak etraftaki gezilecek yerleri tarıyorduk. “göreme açık hava müzesi” ni önerdiler. çayımızı yudumlayıp kendimize geldikten sonra yollara düştük tekrar.

her tarafta peri bacaları, dağlara oyulmuş evler, kiliseler sıradan bir hal almıştı. önder uzun süren yolculuğun ardından yorulmuş olucak ki ben önde o arkada giderken boyuna sitem ediyordu. öndere bi laf etmek için arkamı döndüğümde önder oralı değildi. kendi derdine düşmüş, geçen arabalara “otostop” çekiyordu. gülsem mi ağlasam mı bilemedim. önderi bu yoldan caydırmış, ha geldik, ha gelecez diyerekten ulaşmıştık müzeye. giriş 15 lira. tabi geçen bölümden cebiniz çok yandığından müzekart almışsınızdır umuyorum. biz de içeri girince doğa-tarih-turist triyosunda mest olmuş, mutlu mutlu dolaşıyorduk. 

çok güzel düzenlemiş bi yapısı var mekanın. önderle birlikte turist kafilelerinin peşine takılıp her gittiğimiz kiliselerden feyzli bilgiler alıyorduk.

10u aşkın kilisede ki isa-meryem-havari freskleri 1500 yılı geçkin süredir varlığını korumuş ve günümüze kadar da ulaşmış.(bakmayın benim fotoğraf çektiğime, kiliselerde fotoğraf çekmek yasak, amman aklınızda bulunsun.) 

köşe bucak dolaştıktan sonra tekrardan bi minibüse atlayıp bu sefer de “ürgüp” e gidiyoruz. burası da tarihin içinde kurulu bi kent. şehir içinde, yolda giderken bile tepelere oyulmuş fazlaca tarihi eserleri görmek çok olası bi hal alıyor. 

bizanslardan süregelen tarihi süreçte kent çeşitli isimlerle adlandırılmış. prokopi, başhisar, burgut bunlardan bazıları. buraya asıl gelme sebebimiz milenyumun başında, televizyon ekranlarını kasıp kavuran, reytingleri altüst eden dizi “asmalı konak” ın konağını görmekti. yaklaşık bi on dakika kadar yürüyerek konağın önüne varıyoruz. 

hemen yanı başında ki meydanda ise dizi ile ilgili bilgilerin yer aldığı bir anıt mevcut. giriş ücretinin 2 tl olduğu müzede her şey hala ilk gün ki kadar canlı.o kadar ki yatak odasındaki komodinin üstünde duran yarı sıkılmış kreme kadar canlı. içeride bi şeyler içip soluklanabileceğiniz konakta, terasa çıkıp manzarayı da izlemeniz pek mümkün. 

öğleden sonra 1 gibi ayrıldığımız konaktan merkeze inip yemek yiyor, ardından da hediyeliklerimizi toparlayıp bizi ankaraya götürecek olan otobüse biniyoruz. 2 günün ardından sıcak ve rahat olan koltuğa kurulur kurulmaz ağııırr bi uyku bastırıyor. ama kararlıyım uyumak yok. 3 saat olarak gittiğimiz yolumuzu 5 saat alarak dönerken önce hasan dağının heybeti, sonra da tuz gölünün acizliği gözümden kaçmıyor değil. zaten en son hatırladığım da bu iki şey. gözümü açtığımda gölbaşına varmışız. önder de yorulmuş belli ki. ama ikmizin yüzünde de salakça bi gülümseme mevcut. ne kadar zor olsa bile bu gün de iyi ki gitmişiz diyorum..

siz siz olun kapadokyada uç hisar kalesine çıkmadan, yer altı kentlerini dolaşmadan, asmalı konakta bi fincan çay içmeden ve mümkünse balonla kent turu yapmadan dönmeyin derim..

 

23.12.2012

Önceki: Kırşehir
Sonraki: Sivas
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal