Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 34885
Aktif: 5
Bugün: 44
Dün: 116
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Paris

Gecenin en kör vaktinde Amsterdam'dan kalkıp Brüksel aktarmalı olarak Paris'e öğlen saatlerinde varmıştık. Oteli bul, yerleş, duştu yemekti derken akşam olmuştu. Akşam dediğim 6-7 yani. zira parise gece, 22.30 gibi çöküyor.

Akşam 7 sularında kentin pek nizamî "avenue"lerinden geçerek Champ deMars'a varıyoruz. Mars Meydanı olarak çevirebileceğim yer Paris'teki halka açık en büyük yeşil alan. konuda bahsi geçen “Mars” ise Roma Mitoloji'sinde savaş tanrısı oluyor imiş. 

image

Bu kadar feyizli bilgiden sonra gelelim meydana. Bahsi geçtiği gibi çook geniş ve yeşil bi alan. Bu koca metropolün göbeğinde AVM'den yoksun biçimde insanlar gelmiş piknik yapıyorlar. Hasırdan örme sepetler, baget ekmek arası sandviçler, şaraplar, şampanyalar derken muasır medeniyeti yaşıyorlar adeta. 

Etrafta kartonla mangal yelleyen yahut atletle hamak keyfi yapan dayıları görmemek biraz olsun huzur verici. Kulenin altını "mahşer_place_ver_1.4.rar" formatında olduğu için çimlerde de fazlaca bi kalabalık mevcut. Yeşilliğin bitiminde Askeri Akademi kurulu. Paris'te her caddede tarihi bi şeyler görmek mümkün. Ondan hareketle biz de Hotel de Invalides'e yürüyerek gitmeyi seçip adeta cetvelle çizili caddelere dalıyoruz. 

image

Invalides 1706 yılında tamamlanmış bir askeri komplex aslında. Napolyo'nun mozolosininde içinde bulunduğu yere giriş 20€ civarında. Kendisi ne kadar ölmüş olsa da parayı hala seviyor anlaşılan. İlk duyduğumda "hotelde mezarın ne işi var" diye düşünmeden edemedim. Sonradan öğrendiğim kadarıyla hotel Fransızca'da “saray” anlamında kullanılıyormuş. 

saatin 9'u geçtiğinden ötürü komplex kapalı. Biz de yöre halkından aldığımız informationlarla Notre - Dame’ın kamburunu ziyaret etmek adına yola çıkıyoruz. Seine Nehri kıyısı boyunca sağlı sollu parklar adeta safariye çıktığımız hissiyatını uyandırıyor bende. 

Yaklaşık 15 dakikalık yolculuğun ardından bir otobüs durağında inip çaprazlama olarak caddeyi geçiyoruz. Avrupa'nın genelinde yola adımımı atar atmaz sürücüler gayet medeni bir biçimde duruyor. Ticarisi olsun, yeşil ışık yansın hiç fark etmiyor ki bunu test etmek adına Sofya'da ki denememde canımdan oluyordum (-spoiler-). 

image

Güzel cafelerin, restoranların arasından, Cite Adası'na varıyoruz. 1862 yılında ibadete açılan ve Gotik tarzda inşa edilen Notre Dame Katedrali, Seine Nehri üzerindeki bi fluviyal depoda kurulmuş. 

image

Victor Hugo'nun ilham aldığı ve tarihin en iyi romanlarından birini yazdığı yerde "Elham" okumak çok farklı bir his açıkçası. Girişlerin ücretsiz olduğu kilisede dini vecibelerin yanı sıra projeksiyonla dini filmler, konuşmalar da verilmekte. 

Yaklaşık 20 dakikalık bir turun ardından katedralden çıkıp, nehrin karşısındaki Hotel de Ville yani Paris Belediyesi'ni görmeye gidiyoruz ki hava da iyiden iyiye kararıyor. 

image

Belediye binasının önü ana-baba günü. N'olduğunu öğrenmek adına her meraklı Türk gibi atlıyoruz bizde. Fransızlar denizi olmayan kente kumsal getirmiş. Belediye çalışıyor, paris güzelleşiyor anlaşılan. Halka açık sinema yayının yapıldığı belediye önünde yöre halkı şezlonglara kurulup filmin tadını çıkarıyor. Etrafta su, çekirdek, mendil satanları göremediğim için tablo biraz yarım kalıyor. 

Belediyenin az yukarısında avrupadaki lezzet durağımız McDonald’s'a rastlıyoruz. Rue du Renard'da bulunan restoranda dikkatimi çeken ilk şey dolaptaki biralar oldu. Bizim pek görmeye alışık olmadığımız 330luk “Heineken” lere Fransızlar hiçte Fransız değil anlaşılan. 

Neyse yediğim içtiğim benim olsun. Yemeğimizi yedikten sonra Louvre Müzesi'ne gitmek adına metroya iniyoruz. Dillere destan Paris Metrosu'nda kaybolmak çok kolay. (Google => Paris Metrosu) 

image

En çok intihar vakası metrolarda yaşandığından bunun önüne geçebilmek adına ekstradan bi duvar örmüş Fransızlar. Yoğun sidik kokusunun hakim olduğu metrolar evsizler için barınak noktası anlaşılan. Yerin üstü ne kadar medeniyetin timsali olsa da yer altı insanlıktan nasibini almamış. 

image

Tek duraklı bi yolculuğun ardından Louvre'da inip etrafı gezmeye başlıyoruz ki saat de gece yarısına yaklaşıyor. Dünya'nın en çok ziyaret edilen müzesinin yer yanında da illuminatiyi sezinlemek mümkün. Tarih-sanat-mystery triyosunda devam eden gezimizde bize eşlik edenler ise hediyelik kakalamaya çalışan Siyahiler şüphesiz ki. Durdan sustan anlamayan ve çoğu Senagalli olan Siyahilerle tek ortak noktamız Moussa Sow anlaşılan. 

image

Siyahileri postaladıktan sonra küçük ekibimizle bir kapıdan geçip Tuileries Bahçeleri'ne dalıyoruz. Kocaman bi lunaparkı barındıran park saatin geç olmasına rağmen gayet de kalabalık. En büyük ilgi de şüphesiz ki Grande Roue'nun üstünde. 1900 yılında inşa edilen dönme dolap 100 metre yüksekliğinde ve çağının en büyüğü olma özelliği gösteriyor. Gece yarısına kadar açık olan roue’ye biniş ücreti 8€ idi yanılmıyorsam.

image

Parkın hemen bitiminde etraf bi dağlıyor ve biz Concorde Meydanı'na çıkıyoruz. 3.5 kilometrelik Champs Elysees Caddesi'nin bitiminde bulunan meydandaki obelisk antik dünyanın 7 büyük kentinde bulunuyor ki biri de Sultanahmet Meydanı'nda mevcut. Arkada sarı ışıklarıyla parlayan ise 300 metrelik dev Eiffel Kulesi

image

Yürüyüp de ıslanmamak adına Concorde Meydanı'ndan metroya atlayıp "Yıldız Meydanı"nda iniyoruz. Zafer Takı'na ev sahipliği yapan Place de Etoile "12 cadde" tarafından kesiliyor ve bunların en ünlüsü de eski kraliyet sarayına giden yol olan "Şanzelize". Metrekaresinin 10.000€ olduğu caddede pek çok über pahalı mağaza ve çok aşırı lüks restoranlar mevcut. O kadar ki yıllık kazancınızı bir çantaya ya da aylık gelirinizi bir ıstakoza harcayacak mekanlar göze çarpıyor. Muna benzer bir caddeyle Roma'dada karşılaşmıştım (-spoiler-).

image

Kente giriş kapısı olarak kullanılan takın altından Hitler, Napoleon, de Gaulle gibi önemli şahsiyetler geçmiş. Tam ortasında da devamlı yanan bi ateş mevcut ki aynı zamanda bu kapı askeri bir anıt oluyor. 

Meydanı dolaştıktan sonra Kleber Caddesi'nden Eiffel'in yanına Champs de Mars'a geri dönüyoruz. Gündüz ayrı, gece ayrı güzel olan kuleyi ise yöre halkı pek beğenmiyormuş. Gece 2'ye kadar her saat başında ışık gösterileri sunan kule, 2'den sonra adeta bir çelik yığınını andırıyor. Seine Nehri üzerinde çekilmiş olan bu karede ise Lena Köprüsü meydanı karşı kıyıya bağlıyor.

image

Kulenin ışıkları söndükten sonra etraf bi ayrı ıssız. Günü bitirme telaşında olan Hindular ellerinde kalan şampanya ve sigaraları satmaya çalışıyor. Gün içinde şişesi 40€'ya kadar çıkan şampanyalar gecenin köründe sıkı pazarlıkla 5€'ya bile alıcı buluyor. 

Gün Paris'te bir başka doğuyor. Zira artık dönüş yolu başlıyor ve ilk etapta 1300 kmlik uzun bir yolculuk bizi bekliyor. Fransız ovaları ve İsviçre Alpleri eşliğinde..

Siz siz olun Eiffel'e çıkmadan, Mona Lisa'yı görmeden, Sacre Coeur’dan kente bakmadan, Versaille Sarayı'nda Almanya'nın kaderiyle oynamadan, baget ekmek yemeden ve mümkünse Disneyland’da eğlenmeden dönmeyin derim..

Paris fotoğraf albümüne  ulaşabilirsiniz.

. _________________________________________________ 17.08.2013 

Önceki: Ukrayna
Sonraki: Prag
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal